Anasayfa / Girişimcilik / Arılar Ölmesin, Gıdalarımız Tükenmesin !
Arı Ölümleri

Arılar Ölmesin, Gıdalarımız Tükenmesin !

ARILARIN HAYATINI TEHDİT EDEN NE?

Arıların faydaları, balın çok ötesinde. Arılar olmazsa, soframıza gelen tarımsal gıdaların 3’te 1’i ya daha az miktarda ya da çok daha pahalı etiketle olurdu. Oradan oraya uçarken tozlaşma sağlayan arılar, yaşam dengesinin vazgeçilmezi.

Tarımsal ilaçlamada kullanılan ve neonikotinoid adıyla sınıflandırılan maddeler, arıların hayatını tehdit ediyor! Bunun sonucunda sinir sistemleri etkilenen arılar, kovanlarının yolunu bulamıyor ve ölüyorlar. 2017’de Adana’da olduğu gibi arılarda koloni kayıpları da %80 oranına kadar çıkabiliyor. Eğer bu durum böyle devam ederse, tarımsal üretim düşecek, fiyatlar yükselecek ve çeşitlilik azalacak.

Arıları korumazsak yarınları da koruyamayız.

Avrupa Birliği, arı sayısındaki azalmaya sebep olan üç neonikotinoidin açık alanlarda kullanılmasını yasakladı.

Bal üretiminde dünya ikincisi olan Türkiye’de de neonikotinoidlerin yasaklanması için harekete geç ve sen de kampanya ya katıl!

Avrupa Birliği yasakladı

Özellikle 1990’lardan itibaren yaygınlık kazanan bu ilaçlar kısa sürede dünyanın en çok kullanılan böcek ilaçlarından oldu. Ancak kullanım miktarı arttıkça bir yandan da arıların miktarındaki azalma göze çarpmaya başladı ve bilimsel araştırmalara ağırlık verildi.

2013 yılına gelindiğinde Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) raporu üzerine, Avrupa Birliği (AB) özellikle mısır ve ayçiçeğini kapsayacak şekilde bu üç maddeye yönelik sınırlı bir yasak kararı aldı ve yeni araştırmalar için aynı kurumu görevlendirdi. Nihayet 2018’in Şubat ayında açıkladığı raporla EFSA, bu maddelerin arılar üzerinde tehdit oluşturduğunu tekrar duyurdu ve bu kez AB, üç maddenin -sera kullanımı hariç- tamamen yasaklanmasını kararlaştırdı.

Arı Ölümü

Nedir bu tehditler? Nikotin temelli yapılarından ötürü bu maddeler canlıların sinir sistemlerini etkiliyor, ancak doğaları gereği bünyesi bu etkileri kaldıracak kadar güçlü olmayan canlılar dolaylı ya da doğrudan ölümcül sonuçlarla karşılaşıyor. Bu canlıların başında da arılar geliyor. İlaçlı tohumlar tarlaya ekilirken ortaya çıkan tozla karşılaşan arılar doğrudan zehirlenerek ölebiliyor.

Ya da az önce bahsedilen sistemik yapılarından ötürü bitkinin nektarına, polenine, saldığı sıvılara karışan ilaçlar, buraya gelen arılara geçiyor. Dolaylı etkilenen arılar hafıza kaybı yaşayıp kovanlarına dönüş yolunu unutabiliyor, felç geçirebiliyor. Ya da arıların alameti farikası sayılacak kusursuz yol bulma ve öğrenme becerileri yok olabiliyor.

Soframızın 3’te 1’ini arılara borçluyuz

Peki arıların ölmesi veya yaptıkları neden bu kadar önemli? Soframıza gelen gıdaların 3’te 1’ini arı ve arı gibi tozlaşma yapan canlılara borçluyuz. Kendi besinleri için nektar yani besin avına çıkan bu canlılar, yani tozlayıcılar (ya da polinatörler), çiçekten çiçeğe gezerken polenleri de beraberlerinde taşıyorlar ve böylece bitkilerin üremesini, hem niteliksel hem niceliksel olarak üretimin ve doğadaki çeşitliliğin artmasını sağlıyorlar.

Bu tozlama işinin de yüzde 80’ini doğada bal arıları ya da diğer tür yaban arıları tarafından gerçekleştiriliyor. Tahılların tozlaşması büyük oranda rüzgar tarafından gerçekleşirken meyve ve sebzelerin büyük kısmındaki üretimi, çalışkanlıkla özdeşleşen arıların yaptığı işte bu tozlaşmaya borçluyuz. Hatta Avrupa’da ve ABD’de çeşitli ekinler için çiftçiler, arıcıları belli miktarlar karşılığında kovanlarını kendi tarlalarına yerleştirmeye çağırıyorlar.

Türkiye Arı Ölümleri

Bu söz konusu uygulama esasında iki farklı konuya işaret ediyor. Bir yandan tozlaşmanın tarımsal üretim için öneminin altını çizerken diğer yandan tarlaların etrafında yeterince tozlaşma yapacak arının kalmadığını gösteriyor. Ve artık ancak taşıma su ile değirmen dönebiliyor. Zira özellikle 2006’dan bu yana ABD, Avrupa ve Türkiye dahil dünyanın pek çok farklı köşesinde kitlesel ölümler gerçekleşiyor, arı miktarı azalıyor.

Avrupa’da bu çerçevede büyük bir adım Nisan ayında atılırken benzer adımlar Türkiye’de de atılmayı bekliyor. Tarım konusunda hem fiyat hem kalite hem de miktar olarak yaşanan sıkıntıları düşünürsek bu konuyu ne kadar acil bir şekilde gündeme getirmeye ihtiyacımız olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Özellikle Türkiye’nin arı çeşitliliği ve bal üretimi açısından benzersiz bir konumda bulunduğunu, dünyadaki arı türlerinin beşte birine ev sahipliği yaptığını, bal üretimi açısından dünyada ikinci konumda olduğunu akılda tuttuğumuzda, bu konuda harekete geçmenin bir seçenek değil, mecburiyet olduğu daha iyi anlaşılabilir. Ve önümüzde en azından ilham alacak bir yol haritası duruyor. İşe söz konusu üç maddenin yasaklanmasıyla başlamalıyız.

Einstein’in, her ne kadar kendisinin gerçekten söyleyip söylemediği tartışmalı olsa da, içeriğinin gerçekliği şüphe götürmeyen sözleri, kulaklarımızda sürekli yankılanmalı:

“Arılar Yok Olursa, İnsanların Yalnızca Dört Yıl Ömrü Kalır.”

Hakkında Muhammet BAYRAM

Karın kışın ağır tipinin yoğun olduğu bir şubat gününde Babam ve Annemin ilk göz ağrıları olarak dünyaya gelmişim. Haylaz bir çocukluk dönemini çok şükür fazla sürmeden atlatmışım. :) İlköğretimi Köyüm de Kisecik İlköğretim Okulunda orta ortaöğretimi Karaman Sabiha Gökçen İlköğretim Okulunda okudum. Bu dönemlerde bir çok fırsatlar geçti elime ama (konservatuar,Sağlık) çok bildiğim için bi de o zamanlar önü kapalı falan filan dalgası olduğu için elimin tersi ile hepsini ittim tabi. Ve Liseyi de Karaman Bifa Lisesinde okudum. Selçuk Üniversitesinde de Mekatronik Bölümünü bitirdim. Karaman'da iş olanaklarının kısıtlı olmasından dolayı 2014 Kasım ayında İstanbul'a geldim ve Özel bir Kartlı Sistem firmasında teknik destek ekibine dahil oldum 7 ay çalıştım ve bu sırada Bir Hava Yolları firmasında Teknisyenlik sınavını kazandım ve Şu an da O Hava Yolları firmasında Uçak Bakım Teknisyeni olarak çalışmaktayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir